“Rabbini talep eden herkes, sırrında Rabbiyle yalnız kalmalıdır. Çünkü Allah, insan için zâhiri ve bâtını ancak bâtınında Allah ile baş başa kalsın diye yarattı. Bâtınında ve içinde kendisine bakıp sebeplerde O’nu temyiz ettikten sonra; zâhirinde de O’nu müşahede etmelidir. Böyle yapmasaydı, O’nu bilemezdi. O halde bâtınında ve içinden Allah ile halvete yönelen insan, sadece bu nedenle halvete girer. İnsan bilgisini Allah’tan alıyorsa, bâtını bir halvethânedir.” (XII, s. 284)
“Tasavvufa intisabımın ilk zamanlarında, bu bedenden bilgi ve hâl olarak soyutlandım. Çünkü henüz Hakk’ın beden karşısındaki yerini bilmiyordum ve Allah’ın her şeyde özel bir yüzü ve vechi olduğundan habersizdim. Bedene yabancılaştığımda, onu adeta bir ‘kara kilim’ gibi gördüm. Kilimin uçları kapkaranlıktı ve onda ışıktan eser yoktu. Bu karanlığın nereden geldiğini sorduğumda, şöyle denildi: “O doğanın karanlığıdır.” (XII, s. 285)