I.
Bu yazıda yalnızlığa ilişkin modern tasavvurların esas itibarıyla bu tasavvuru besleyen insan anlayışının bir sonucu olarak ortaya çıktığını göstermeye çalışacağım. Bu bağlamda, modern insan anlayışının ve ona ilişen hallerin sadece fenomenal/cismanî dünyanın imkânlarıyla ve gereklilikleriyle sınırlandırılmak suretiyle bir daralmaya uğradığını iddia edeceğim. Böylece yalnızlık tecrübesinin de benzer biçimde daralmaya uğradığını vurgulamış olacağım. Metin boyunca yalnızlık kavramını varoluşsal/ontolojik yalnızlık, toplum içinde yalnızlık, tek başına kalma ve halvet gibi farklı tecrübelerin ayrıntılarına girmeksizin ortak kavram olarak kullanacağım. Böylece bu ortak terime yüklenen anlamın dönüşümünün daha açık bir biçimde anlaşılabileceği kanaatindeyim.
II.
İnsanın kendiliğine ilişkin tasavvurumuz, bu tasavvura ilişen hallerin nasıl anlaşılacağını da belirler. Başka bir ifadeyle, insanı nasıl tanımlıyorsak insana ilişkin halleri de bu tanım doğrultusunda yorumlarız. Bu itibarla yalnızlık, birliktelik, kaygı, hüzün, mutluluk gibi durum ve duygular, esas itibarıyla kaynağını dayandıkları insan tanımlarından ve bu tanımlara ilişkin metafizik ilkelerden alırlar.
“İnsan nedir? Buraya nereden gelmiştir? Burada olmanın doğurduğu yükümlülükler nelerdir? Buradan sonra nasıl bir akıbetle karşılaşacaktır?” şeklindeki aslî sorulara verilen cevaplar, insanın mahiyetine ilişkin ortaya çıkan yaklaşımların temel ilkelerini tayin eder. Bu ilkeler etrafında insanın eylemlerinin ve bu eylemlerle birlikte hallerinin anlamı ve mahiyeti görünür hale gelir.