İnsanlık tarihinde en yaygın ortak tecrübelerden birinin halvet olduğu söylenebilir. İslam düşünce geleneğinde aynı tecrübenin farklı uygulamalarını ifade eden ve aralarında kısmî farklılıklar bulunan bir terimler dağarcığı geliştirilmiştir. Uzlet, çile, erbain, zühd, itikâf, tebettül, halvet der–encümen, celvet ve riyazet bunlar arasında sayılabilir. Halvetin anlamı ve nasıl yapılacağı hakkında hem İslam dindarlığında hem de Budizm, Jainism, Yahudilik ve Hıristiyanlık gibi diğer dinlerin mensuplarınca geliştirilen dindarlıklarda muhtelif açıklama ve uygulamalar görülmektedir (bk. TDV İslam Ansiklopedisi, Halvet ve Uzlet md.). İslam dindarlığındaki halvet tecrübeleri, genişleyen halkalar şeklinde daha özel grupların kabul ve uygulamalarından Müslümanların tamamının kabul ve uygulamalarına uzanan bir yelpaze oluşturur. Hz. Peygamber’in[s.a.v.] nübüvvetin ilanı öncesinde Hira mağarasındaki inzivaları, Ramazan aylarının son on günündeki itikafları, her gün mutat bir şekilde akşamları kendisine tahsis ettiği ve kimseyle görüşmediği tefekkür saatleri, halvet ve uzletin muhtelif uygulamalarıdır. Bu ibadetler, özellikle sonraki dönemlerde Müslümanlar için halvet ve uzlet uygulamalarına esas teşkil etmiştir. İtikaf sünneti, İslam ümmeti içinde en yaygın halkayı oluşturan halvet tecrübesi iken Hira tecrübesine benzer uzletler, daha özel sûfî grupların veya şahısların uygulamaları olagelmiştir.
Halvet hakkında tartışılması gereken pek çok sorun olmakla birlikte bunlardan iki tanesinin diğer tüm sorunların temelinde bulunduğu söylenebilir. Birincisi; bir dindarlık fiili olarak halvet, uzlet ve erbain gibi uygulamalara niçin ihtiyaç duyulduğudur. Bu soru, halveti, dindarlığın mahiyetine dâir genel sorunun bir parçası olarak kavramayı ve bu doğrultuda açıklamayı gerektirir. Dolayısıyla bu soruya mâkûl bir cevap vermeden diğer sorulara verilecek cevaplar halvetin hakikatini aydınlatmada yetersiz kalabilir. İkinci ise farklı uygulamalarının tamamını dikkate aldığımızda halvet tecrübelerini halvet yapan şeyin tam olarak ne olduğudur.